Heybeliada tarihi, asırlar öncesine dayanan geçmişi, önemli isimlerin evleri, tarihe tanıklık eden yapıları ve doğal zenginlikleriyle her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Öyle ki sahip olduğu tüm güzellikler zaman içerisinde avantaja dönüşmüştür. Günümüzde ise Türkiye’nin en değerli adalarından biri olarak gösterilmektedir ve bilhassa İstanbul’da yaşayanlar tarafından sıklıkla ziyaret edilmektedir.

Heybeliada’nın tarihini anlamak için miraslarını incelemek yeterlidir aslında. Kimi zaman kilisede yer alan tasvirler ışık tutar, kimi zamansa küçük bir detay dönemin yaşam koşullarına ait bilgiler verir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın o meraklılarına tarihi zenginliğini sunmayı ihmal etmez.

Başlıca Heybeliada Tarihi Yerleri

İsim hikayesi

İstanbul Adaları tarih boyunca pek çok isme sahip olmuş ve bu isimler kimi zaman adanın coğrafi yapısından kimi zamanda doğal güzelliklerinden etkilenerek verilmiştir. Yeşil alanlarıyla ünlü Heybeli Adası da bu açıdan farksız değildir.

Heybeliada’nın en yaygın isimleri arasında Dimoniso, Khalky, Halkitis ve Halki’dir. Hal arasında en çok benimsenen isim Halki iken, anlamı bakır madeni anlamına gelmektedir. Bu ismin koyulma sebebi ise Çam Limanı’nda yer alan madendir. Dönemin en kıymetli madeni bakır olması, adayı ayrı bir şöhrete kavuşturmuştur.

Bakır madeni

Heybeliada’nın sahip olduğu bakır madenini antik çağlarda ilk kez işleten kişi Dimonision’dur. Bu maden Çam Limanı’nda yer alırken aynı zamanda demirde çıkartılabiliyordu. Bu sebepten dolayı adayı eskiden bakır anlamına gelen Halkos, bozma olarak Halki ismi verilmiştir.

Aya Nikola Kilisesi

Tarihi pek eski olmasa da Heybeliada’nın önemli tarihleri arasında yerini alan Aya Nikola, adanın ilk yerleşim merkezine yakın yapılmış. Kiliseyi mimari açıdan özel olmasının sebebi ise İsa’nın 12 havarisinin tasviri yer almasıdır. Hatta 4 havari İncili yazan azizlerin olduğu bilinmektedir.

Aya Yorgi Kilisesi

1758 yılında Patrik 3. İonikios tarafından inşa ettirildiği bilinen Aya Yorgi Kilisesi, adanın tarihi geçmişine de bir anlamda ışık tutmaktadır. Uçurumun dibinde konumlanması onun özel olduğunu kanıtlarken aynı zamanda benzersiz bir manzarayı da gözler önüne serer. Bulunduğu yer nedeniyle kiliseye Uçurum Manastırı da denmektedir. Uçurumun dibine gidildiğinde de kaya içinden çıkan su görülür. İonikos Karacas 1793 yılına kadar bu manastırda oturmuş, vefatından sonrada bahçesine gömülmesini istemiştir.